top of page
Elif Işık picture 3

Ben Elif

Full time tasarımcı, part time şair

Bu profil, site benim şair kimliğimi yansıtmak üzere senelerdir düşlediğim bir dileği yerine getiriyor. Ve bu yüzden, yine şair kimliğimi tanımlayan bir "hakkımda" bölümü yazmayı istedim. Kaygılı bir şair hakkında bir yazı. Belki kaygılı bünyelere tanıdık gelebilecek bazı hisler ifade edebilir bu yazı. Belki de sadece sanatsal bir zevk sunar. Sanatsal zevk sunması benim için müthiş bir hayal olmakla birlikte, dileğim bu yönde.

Kaygı. Bu kelimenin bende uyandırdığı his ve duygular çok gerçek, çok ısrarcı. Kaygılarımın tahammüllü bir ısrarcılığı var. Yıllardır bana verdikleri emekleri nasıl anlatabilirim emin değilim ama deneyeceğim. Çünkü şiirlerimi büyük ölçüde besliyorlar.

 

Kaygılı karamsarlığın vücut bulmuş hali gibiyim ben. Fakat sanırım, hala içimde bir iyimserliğin yatması sebebiyle bu yazıları ve şiirleri yazıyorum. Sanatın bizi kurtaracağına dair olan inancım, optimistliğimdir. Kaygılı insanların kaçışı sanattır. Kaygısız bir sanatçı, görmedim. Umarsız, tasasız bir sanatçı görmedim. Veyahut kaygısız insanların bir aktarım yapma kaygısı güttüğünü de görmedim. Dışa vurulacak kaygılar mı bizi sanata yönlendiriyor? Kaygıyı bir esere aktarabilmenin hafifliği mi bizi sanatçı yapıyor?

 

Kendimi bildim bileli edebiyata ve diğer sanat formlarına hayranım. Ve yazmayı öğrendiğimden beri yazıyorum. 7 yaşımdan itibaren tuttuğum bir yıllığım var, evet pek günlük sayılmaz. Daha ziyada aylık ya da yıllık gibi. Ara sıra yazdığım, iç döktüğüm bir defter. Fakat o defterin başından sonuna baktığımız zaman arada 14 yıl var. Bu günlüğü arada açar ve tekrar okurum. İlginç bir şekilde, dizilerde gördüğümüz gibi bir karakter gelişimi yok. Elbette çok geliştim, çok büyüdüm, çok değiştim. Fakat bahsettiğim “karakter gelişimi” benim kişisel gelişimimle alakalı değil. Yazılar, umutsuz bir karamsarlığın ömürlük tablosunu çiziyor, ve konsept hiç değişmiyor. Yazılar hiç iyi zamanlarda yazılmıyor. Hüzünden besleniyor. Ve ilginçtir, hep o kaygıları besleyecek meşgalem vardır. Nasıl olur bu anlamam. Bu günlükte sorguladığım şeylerden birisi de bu işte. Günlüğümde, 2014 yılında yazdığım bir cümle varoluşumun özeti gibi; “içimde bir sıkıntı oluyor, ve sebebini bilmiyorum.

 

Kaygılar böyle mi ortaya çıkar? Sebepsiz, kapı çalmadan. Ruhumuzun özünü görmemizi engeller, neşemizi gölgeler. Kaygılı bünyeler neden bu kadar sever melankolisini? Neden bu kadar bağımlıdır kendi dramasına? Kaygıların bağımlılık yaptığını ve alışkanlık haline gelmesi olası sanırım. Alışkın olduğumuz konfor alanını aramak. O kaos, o düşünce seline kendini bırakmak. Peki bu akıntıya kendimizi ne zaman bıraktık? Elbette bununla ilgili pek çok araştırma, pek çok kitap okudum. Fakat konu psikiyatrik açıklamalarla tatmin etmiyor gibi geliyor artık. Şemalar, mommy issues, daddy issues ve fazlası. Psikolojik olarak kendi farkındalığını geliştirip, bu karmaşayı çözmek isteyen insanlar var. Ben de dahilim bu gruba. Fakat pek çok okumanın ve danışmanın ardından, iyileşmek gerçek bir olgu mu diye sorgulamaktayım. Her yerde, her şeyde, kendi öz farkındalığımızı artırıyor, ailemizle olan geçmişimize bir yolculuk yapıyoruz. Bu düşüncelerin ve kaygıların hangi şekillerde, nasıl başladığını çözebiliyoruz bir noktada. Peki neden bu zamansız kaygılara hala kapı açıyoruz? Olay çözüm mü, iyileşmek mi? Yoksa onunla başa çıkmayı öğrenmek mi? Bu zamana kadar edindiğim farkındalıklar bana başa çıkmam gerektiğini öğretti. Bu bana biraz ironik geliyor. Bunu çözme farkındalığına erişmiş zaten az insan varken, onların da bunu çözememesi ve başa çıkmaya çalışmakla yetinmesi.

 

Bu çözümlenememe durumu, günden güne bizi tüketiyor. Ya da besliyor. Fakat genelde başkaları tarafından anlaşılamıyor. “Kafana takma” cümlesi en nefret ettiğim cümle olabilir. Bu cümleyi birlikte inceleyelim. Kaygının başımıza bizim taktığımız bir şey olduğunu, ve bunu, bu cümle söylendiği anda kafamızdan şapka gibi çıkartabileceğimiz yargısını temsil etmektedir. Fakat buna şöyle gerçek bir olgu sunalım; Kaygı bir şapkaysa, onu başımıza takan şeyin kendi öz irademiz olmadığını, tanımadığımız biri tarafından (bilinçdışı) zorla takıldığını aktaralım. Öyle ki, şapka gözlerimizi kapatmış ve realiteyi görmekten uzağız. Şapkayı çıkarmak için ise, ellerimizi bulamıyoruz. Siz hiç ellerinizi aradınız mı?

Sevgiler,

Elif Işık

"Hakkımda"

bottom of page